Doğu Anadolu'da bir Türkmen Devleti Karakoyunlular

   
KARAKOYUNLULAR

Karakoyunlular, XIV, yüzyilin ikinci yarisinda, Van gölü kiyisindaki Ercis
merkez olmak üzere kuzeyde Erzurum ve güneyde Musul'a kadar uzanan Dogu Anadolu
topraklari üzerinde kurulmus bir Türkmen devletidir.
I- SIYASî TARIH
a- Karakoyunlular'in Mensei ve Kurulusu
Karakoyunlu kabilesinin adi, totemlerinin koyun olmasi ile alakali sayiliyorsa
da, eski Türklerde oldugu gibi totem olarak kabul edilen hayvanin etinin yenmesi
yasak oldugundan, bu adin onlara ait sürülerin rengi ile ilgili olmasi daha
muhtemeldir. Anadolu'daki Mogol egemenliginin çöküntüye girmesiyle faaliyete
geçen dogu Türkmenlerinin en belli basli gruplarindan biri olan Karakoyunlu
boyunun 24 oguz boyundan hangisine mensup olduguna dair kesin bir bilgi
bulunmamaktadir. Ancak XV. yüzyilin Osmanli tarihçilerinden Mevlâna Sükrullah'in
eserinde Karakoyunlu oymaginin Deniz Han'dan geldigi söylenmekte ve bu ifadenin
bizzat bu hanedanin en büyük hükümdarlarindan Cihansah'dan alindigi
belirtilmektedir. Nitekim Oguz Han ananesine göre Deniz Han evlâdindan sayilan
Yiva boyu ile Karakoyunlular arasinda kabilevî bir akrabaligin mevcut oldugu
hakkinda bazi izler bulundugu anlasilmaktadir.
Ayrica yaygin bir kanaat olarak Karakoyunlular'in mensup oldugu boyun adi Bâhânî
veya Buranlu olarak da geçmektedir. Bu adin bir sahis veya oymak adindan mi,
yoksa bir yer adindan mi geldigi kesin olarak anlasilamamaktadir. Bununla
beraber bu ismin bir yer adindan gelmis oldugu görüsü ileri sürülmektedir. Bugün
Mus vilâyetinde Bârân adinda iki köy adinin bulunmasi ve Karakoyunlular'in Mus
ile iliskilerinin olmasi, bu fikre kuvvet kazandirmaktadir.
Karakoyunlu ulusu bir çok oymagin bir araya gelmesiyle meydana gelmistir.
Karakoyunlu ulusunu etrafinda toplayarak onun çekirdegini teskil eden
Karakoyunlu oymagi, oynadigi idareci rolle kabile özelligini kaybetmistir.
Karakoyunlu oymagi etrafinda toplanarak, ayni addaki ulusu meydana getiren
oymaklarin basinda hükümdar ailesinin amca-ogullarinin yönettigi Sa'dlu oymagi
gelmektedir. Bu boy eskiden beri Sürmelü, Erivan ve Nahcivan yörelerinde
oturuyordu. Karakoyunlu Devleti'nin asil dayanagini olusturan iki oymaktan
digeri de Baharlu oymagidir. Hemedan bölgesinde oturmakta olan bu oymak, kiz
alip verme suretiyle Karakoyunlu oymagi ile akrabalik kurmus ve önemli devlet
hizmetlerinde bulunmuslardir. Bunlardan baska Duharlu, Karamanlu, Alpagut,
Cakirlu, Ayinlü, Bayramlu, Agaç-eri, Döger ve Hacilu gibi Türkmen oymaklari da
Karakoyunlu ulusu içerisinde yer almislardi.
Karakoyunlularin Anadolu'ya gelisleri hakkinda iki görüs ileri sürülmektedir.
Bunlardan birincisine göre Karakoyunlular, Argun Han zamaninda (1284-1292)
kardes boy olan Akkoyunlular ile birlikte Türkistan'dan Azerbaycan'a gelmis ve
daha sonra Erzincan ve Sivas bölgelerinde yurt tutmuslardir. Akkoyunlular ise
Diyârbekir tarafinda yerlesmislerdir. Bu görüs kabul edilmemistir. Ikinci görüse
göre ise, yaklasik 30.000 çadirdan meydana gelen Karakoyunlular, Cengiz Han'in
hücumu üzerine Türe Bey adindaki reislerinin yönetimi altinda Türkistan'dan
Maveraünnehir'e ve oradan da Iran yoluyla Dogu Anadolu'ya göç etmislerdir. Bu
rivayetin dogru oldugu kabul edilebilir. Çünkü Mogol devrinden önceki zamanlarda
Karakoyunlulara ait hiç bir bilgiye sahip olmadigimiz gibi, bunlarin tam göçebe
hayat tarzi yasamalari, bu hayat tarzini yasayan zümrelerdeki sert ve siddetli
davranislarin onlarda da görülmesi bu söylentinin dogruluguna kuvvet
kazandirmaktadir. Ilhanlilar'in Hülagu'dan Ebu Sa'id Bahadir Han'a kadar devam
eden güçlü dönemlerinde Karakoyunlu hanedani hakkinda hiçbir bilgi yoktur.
Bunlarin da Ebu Sa'id'in ölümünden (1335) sonra Ilhanlilar arasinda baslayan Iç
karisikliklar sirasinda harekete geçmis olmalari kuvvetle muhtemel
görülmektedir.
1- Bayram Hoca (1351-1380)
Yukarida da belirttigimiz gibi Karakoyunlular, Ilhanli hükümdari Ebu Sa'id
Bahadir Han'in ölümünden sonra Erzurum ve çevresinde faaliyete geçmislerdir.
Nitekim 1333-1334 yillarinda Anadolu'yu gezen meshur seylah Ibn Battuta,
Erzurum'a da gelmis ve bu sehrin büyük bir bölümünün bölgedeki iki Türkmen
oymaginin mücadelesi yüzünden oturulamaz hale geldigini kaydetmistir. Ibn
Battuta'nin bahsettigi bu iki Türkmen oymaginin Akkoyunlular ile Karakoyunlular
oldugu kesindir.
Akkoyunlularin 1340 yilindan itibaren Trabzon Rum Imparatorlugu'na akinlar
yapmaya basladigi sirada Karakoyunlular da Sutaylilarin hizmetinde gittikçe
ehemmiyet kazanmaya baslamislardi. 1350 yilinda da Barimbay-oglu Ibrahim-Sah'in
ölümünden sonra Dogu ve Güney-Dogu Anadolu'da Sutaylilarin hakimeyetleri
azalmaya basladi. Nihayet Sutaylilarin son hükümdari Pir-Muhammed'in Türkmen
emiri Hüseyin Beg tarafindan öldürülmesiyle Sutaylilar Diyârbekir bölgesinde
kalmayip Orta Anadolu'ya dogru göç etmeye basladilar. Iste bu siralarda Bayram
Hoca idaresinde bulunan Karakoyunlular Ercis merkez olmak üzere bu bölgede
beyliklerini kurmaya muvaffak oldular.
Bayram-Hoca, beyligini kurdugu XIV. yüzyilin ikinci yarisinda Sincar hakimi
Pir-Muhammed'i öldürerek emirligi ele geçiren Türkmen emiri Hüseyin Bey'in
maiyetinde bulunuyordu. Hüseyin Bey'in emirligi Mardin ve Musul'da taninmasina
ragmen Hisn-i keyfa hükümdari Melik Adil onun emirligini tanimadi. Melik Adil,
bölgedeki diger emir ve beyleri toplayarak, Türkmenler ile yayladan dönmekte
olan Hüseyin Bey'i Batman'in batisindaki Salat (Sallat) Çayi kenarinda
karsiladi. Iki taraf arasinda yapilan savasi Türkmenler kazandi. Bitlis, Ahlat,
Meyyafarikin ve Hisn-i keyfâ hakimlerinin bir araya geldigi bu müttefik
kuvvetler agir bir yenilgiye ugradilar. Melik Adil esir alindi. Bu savasta
Hüseyin Bey'in yaninda ve onun en yakin adamlarindan birisi olarak bulunan
Karakoyunlu Bayram Hoca, savasin kazanilmasinda önemli bir rol oynadi. Bayram
Hoca, bu savastan kisa bir süre sonra Hüseyin Bey'i öldürerek onun yerine geçti
(1351). Türkmenlerin büyük bir kismi, her halde nüfuz ve kudret açisindan
Hüseyin Bey'den sonra gelen ve belki de onunla akrabaligi bulunan Bayram
Hoca'nin emirligini kabul ettiler.
Hüseyin Bey'i öldürdükten sonra bölgenin tek emiri olan Bayram Hoca bir süre
sonra Musul'a da hakim olarak buranin idaresini kardesi Bedri Hoca'ya verdi.
Daha sonra Mardin'i kusatarak buradaki Artuklu kuvvetlerini bozguna ugratti
(1365). Bunun üzerine Mardin emiri melik Mansur, Celayir hükümdari Sultan
Üveys'e elçi göndererek Bayram Hoca'dan sikâyette bulundu. Sultan Üveys 1366
ilkbaharinda Bagdat'tan hareket ederek Musul'a geldi. Burada Bayram Hoca'nin
kardesi Bedri Hoca bulunuyordu. Sultan Üveys Musul'u onun elinden aldiktan sonra
Mardin'e geldi. Sultan Üveys'in Bagdat'tan hareket ettigini ögrenen Bayram Hoca
ise, Mardin kusatmasini birakarak Mus taraflarina çekilmisti. Sultan Üveys
Mardin'den Mus ovasina geldiginde Karakoyunlu ordusu ile karsilasti. Iki taraf
arasinda meydana gelen siddetli çarpisma sonunda Bayram Hoca büyük bir bozguna
ugradi. Sultan Üveys de mal ve sürüleri yagmaladiktan sonra Tebriz'e gitti. Bu
olaydan sonra Bayram Hoca vergi vermek suretiyle Üveys'e tabi oldu.
1369 yilinda Musul tekrar Karakoyunlularin eline geçti. Ancak burasinin kisa bir
süre sonra elden çiktigi anlasiliyor. Çünkü Bayram Hoca 1371 yilinda Musul'u
yeniden kusatti. Kusatma bir yildan fazla sürmesine ragmen sehir ele
geçirilemedi. Bu sirada bir Memlük ordusunun bu taraflarda görünmesi, Bayram
Hoca'nin Musul kusatmasini kaldirmasina sebep oldu.
Bu sirada Memlûklular Sincar'i ele geçirerek buraya Seyfeddin Tak-Buga'yi vali
tayin ettiler (1374). Bayram Hoca ayni yil içerisinde burasini kusatinca
Seyfeddin Sincar'i ona teslim etmek zorunda kaldi. Ayni yil içinde Celayir
hükümdari Sultan Üveys öldü ve yerine zayif bir kisi olan Hüseyin geçti. Bu
sirada Muzafferiler'den Sah Suca harekete geçerek Celayir ordusunu yenip bir
süre Tebriz'de kaldiktan sonra Isfahan'a döndü. Bu olaylardan yararlanan Bayram
Hoca Musul ve Sincar'i yeniden ele geçirdikten sonra Sürmelü, Ala-Kilise, Hoy,
Nahcivan ve bazi yerleri sinirlari içerisine dahil etti. Bayram Hoca, daha önce
Sultan Üveys'e vermekte oldugu vergiyi kesti. O, Eretna Devleti'nin de zayif
düsmesinden yararlanarak Erzurum, Avnik ve Hasan-kale gibi yerleri idaresi
altina aldi.
Karakoyunlular'in idaresinde olan Musul, 1375 yilinda Pir Baba adli bir Türkmen
emiri tarafindan isgal edildi. Bunun üzerine Bayram Hoca, Hisn-i Keyfa ve Mardin
emirlerinin de yardimlari ile Musul'u kusatti. Dört aylik bir kusatma sonunda
Pir Baba Karakoyunlular'la anlasmak suretiyle sehri teslim etti. Bayram Hoca,
Musul'un idaresini tekrar kardesi Berdi Hoca'ya verdi. Musul, bu tarihten
itibaren Karakoyunlu idaresinde kaldi. Pir Baba'nin bu davranisina karsilik
Bayram Hoca Sincar'in idaresini ona verdi ve bir kizini da onunla evlendirdi.
Karakoyunlu Türkmen emirinin gittikçe artan kudret ve faaliyetine bir son vermek
amaciyla Celayir emirleri Ucan'da toplanarak harekete geçtiler. Ordunun basinda
ülkesinde tekrar istikrari saglayan Celayir hükümdari Sultan Hüseyin
bulunuyordu. Bu ordu Van gölü çevresindeki bazi yerleri aldiktan sonra Bayram
Hoca'nin yegeni Kara Mehmed'in bulundugu Ercis'e geldi. Bu kalabalik ordu
karsisinda zor durumda kalan Kara Mehmed, Sultan Hüseyin'e tâbi olacagini, ancak
kendisine iki ay süre verilmesini istedi. Sultan bu teklifi kabul etti. Kara
Mehmed'in amaci ise zaman kazanmak ve amcasi Bayram Hoca'ya haber vermekti.
Derhal Erzurum'da bulunan Bayram Hoca'ya haber gönderdi. Ayrica Ercis'in
etrafini hendekle çevirmeye ve surlari tahkime basladi. Fakat Celayir Sultani
Hüseyin onun bu hilesini anladi. Bayram Hoca'nin gönderdigi az miktardaki
kuvvetler de yenilince Kara Mehmed itaat edecegine ve ödeyecegi vergiyi de
bizzat Tebriz'e getirecegine söz verdi. Bunun üzerine Sultan Hüseyin Tebriz'e
döndü. Kara Mehmed verdigi söze sadik kalarak 20 gün sonra Tebriz'e gitti.
Erzurum'dan Musul'a kadar uzanan bölgede bir beylik kurmak suretiyle Karakoyunlu
oymagini tarih sahnesine çikarmis olan Bayram Hoca 1380 yilinda öldü. O,
Mogollar'in birbirleri ile mücadele ederek zayif düsmesinden faydalanip Dogu ve
Güneydogu Anadolu'nun iç bölgelerinde Türkmen hakimiyetini kurmustur.
2- Kara Mehmed (1380-1389)
Bayram Hoca'nin ölümünden sonra Karakoyunlu Devleti'nin basina onun kardesi
Türemis'in oglu olan Kara Mehmed geçti. Onun saltanatinin ilk yillarinda
Celayirliler içerisinde bazi hadiseler cereyan etmekteydi. Celâyir hükümdari
Sultan Hüseyin 1382'de kardesi Ahmed tarafindan öldürüldü ve Ahmed Celayir
tahtina oturdu. Ancak diger kardesi Seyh Ali ise Ahmed'in hükümdarligini kabul
etmeyerek onunla mücadeleye giristi. Seyh Ali, yanina bir miktar asker
toplayarak âzerbaycan'a yürüdü. Sultan Ahmed ise Tebriz'de hazirlanarak onu
Tebriz yakinlarinda karsiladi. Ancak askerlerinin bir kismi gizlice kardesinin
tarafina geçince Sultan Ahmed geri çekilerek Nahçivan'a geldi ve burada
Karakoyunlu beyi Kara Mehmed'e haber göndererek yardim istedi. Onun bu istegini
kabul eden Mehmed Bey, Sultan Ahmed'i takip etmekte olan Seyh Ali'nin ordusunu
askerlerinin sayisinin az olmasina ragmen agir bir yenilgiye ugratti. Kumandan
Pir Ali ve ikibine yakin askerinin yanisira Seyh Ali de savas meydaninda kaldi.
Böylece Sultan Ahmed, Karakoyunlular sayesinde tahtini muhafaza etti. Bu savas,
Karakoyunlu beyi Kara Mehmed'in kuvvet ve söhretini arttirdi.
Kara Mehmed 1383 yilinda Suriye üzerine bir sefer yapmak zorunda kaldi. Bu
sirada Ca'ber hakimi olan Salim Bey, Musul hacilarinin yollarini keserek
mallarini yagma ediyordu. Kara Mehmet Bey, onun bu hareketine mani olmak için
yanina Bozdogan Beylerbeyi'si Ziyaü'l-Mülk'ü de alarak oniki bin kadar bir
kuvvetle Salim Bey üzerine yürüdü. Yapilan savasta büyük bir bozguna ugrayan
Salim Bey, o sirada Urfa'ya gelmis bulunan Memlûklularin Halep valisi Yilboga'ya
sigindi. Karakoyunlular ise pek çok ganimet elde ederek geri döndüler.
Kara Mehmed 1384 yilinda Mardin hükümdari Mecdü'ddin Isa'ya elçiler göndererek
kizini kendisine istedi. Ancak Melik Isa bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine
Kara Mehmed Musul'dan hareketle Mardin üzerine yürüdü. Hisn-i keyfâ hakiminden
yardim alan Isâ, Karakoyunlular karsisinda agir bir yenilgiye ugradi. Bu
maglubiyet üzerine kiz kardesini Kara Mehmed Bey'e vermeye razi olan Sultan Isâ
onunla baris yapti.
Kara Mehmed 1385 yilinda Musul ile Mardin arasindaki topragin sahibi olan amcasi
Misir Hoca'yi Kahire'ye göndererek Sultan Berkuk'tan yardim istedi. Onun bu
yardim talebinin sebebi kesin olarak bilinmemekle beraber, muhtemelen
Yakin-dogu'da görülen Timur tehlikesine karsi bir tedbir olmalidir.
Karakoyunlu beyinin 1387 yilinda baska bir bölgede mücadele ettigi
görülmektedir. Bu sirada Erzincan emiri Mutahharten ile Akkoyunlular arasinda
baslayan mücâdele, Mutahharten'in yenilgisi ile sonuçlanmis ve o da Karakoyunlu
beyi Kara Mehmed'den yardim istemisti. Karakoyunlular'la Akkoyunlular, tarih
sahnesine çikislarindan itibaren birbirleriyle mücadele edmeye baslamislardi.
Bunlar Anadolu'ya gelislerinden itibaren Dogu ve Güney-dogu Anadolu bölgeleriyle
Erzincan havalisi bu iki Türkmen kabilesinin mücadele sahasi idi. Bu sebeple
Mutahharten'in teklifini kabul eden Kara Mehmed, onunla birlestikten sonra
Akkoyunlular üzerine hareket ederek onlari dar bir yerde sikistirdi. Her
taraftan muhasara altina alinmis olan Akkoyunlular agir bir yenilgiye ugradilar.
Savas meydanindan güçlükle kaçabilen Ahmed ve kardesi Hüseyin Bey Kadi
Burhaneddin'e siginmak zorunda kaldi. Bu tarihten itibaren Mutahharten sik sik
Karakoyunlular'la isbirligi yaparak Kadi Burhaneddin'e karsi faaliyetlerde
bulundular. Öte taraftan Kadi Burhaneddin de yaninda bulunan Akkoyunlu beylerini
onlara karsi kullanmistir.
Bu sirada Karakoyunlular, siyasi varliklarini önemli bir sekilde etkileyebilecek
olan büyük bir tehlike ile karsilastilar. 1386 yilinda Bati Iran'i ele geçirmis
olan Timur, kisi Karabag da geçirerek baharda dogu Anadolu'nun istilâsina
hazirlik yapiyordu. 1387 yilinda Nahcivan yoluyla Anadolu'ya giren Timur, Kara
Mehmed'in ogullarindan Misir Hoca'nin elinde bulunan Avnik kalesinin saglam
olarak tahkim edilmis olmasi dolayisiyla burasini alamadan Erzurum'a geldi ve
kenti ele geçirdi. Erzurum'dan Çapakçur suyu kenarina gelen Timur, burada
karargâhini kurduktan sonra oglu Miran Sah emrindeki bir orduyu Karakoyunlu beyi
Mehmed Bey üzerine gönderdi. Ancak bu ordu, Çapakçur'un sarp geçit ve
bogazlarina çekilen Mehmed Bey'e bir sey yapamadi. Mehmed Bey, üzerine gelen bu
Timur kuvvetlerini bozguna ugrattigi gibi Sah Melik ve Lala Hoca gibi Tumurlu
emirleri de çarpismalarda öldürdü. Timur, daglarda mevzilenmis olan Kara
Mehmed'i yakalayamayacagini anlayinca Mus üzerinden Ahlat'a ve oradan da Iran'a
dogru gitti.
Timur'un Anadolu'dan çekilmesinden sonra Kara Mehmed rahat bir nefes aldi. Ancak
bu sefer de Tebriz için Celayir emirleri ile mücâdeleye basladi. Karakoyunlu
beyi, 1388 yilinda Tebriz'deki Celâyir emirlerinden Devletyar'in da daveti
üzerine kalabalik bir ordu ile buraya hareket etti. Karakoyunlu Türkmenleri
Tebriz'deki Celâyir emirlerini yakalayarak sehri ele geçirdiler. Buradan Sultan
Berkuk'a elçiler gönderen Kara Mehmed, kentte onun adina hutbe okuttugunu ve
sikke bastirdigini bildirdi.
Kara Mehmed bu olaydan sonra, Kara (Pir) Hasan adindaki bir Türkmen emiriyle
yaptigi muharebede öldürüldü (Nisan 1389). Çok cesur ve kahraman bir emir olan
Kara Mehmed, ayni zamanda iyi bir devlet adami idi.
3- Kara Yusuf (1389-1420)
Kara Mehmed'in kardesinin oglu olan Kara (Pir) Hasan amcasini öldürdükten sonra
onun yerini almak istemisse de, Türkmenler'in büyük bir bölümü Kara Mehmed'in
ogullarindan Misir Hoca'nin etrafinda toplandilar. Fakat çok geçmeden onun
yerine kardesi Kara Yusuf geçerek Kara Hasan'la mücadeleye giristi. Çok çetin ve
kanli mücadelelerden sonra Suriyede'ki Dögerler'in reisi Salim Bey'in
araciligiyla iki taraf arasinda baris yapildi.
Karakoyunlular, Mehmed Bey zamaninda Tebriz'i ele geçirdikleri zaman buranin
idaresini Çalik ve Kara Bistam'a vererek sehirden ayrilmislardi. Ancak
Karakoyunlular'in çekilmesinden sonra burasi tekrar Celayir beylerinin eline
geçmisti. Celayir hükümdari Sultan Ahmed'in de zayif bir kisi olmasi sebebiyle
Tebriz, Celâyir emirleri arasinda sik sik el degistiriyordu. Kara Yusuf, devlet
içinde istikrari sagladiktan sonra Tebriz üzerine yürüyerek burasini tekrar ele
geçirdi. Burada bir müddet kaldiktan sonra sehrin idaresini emirlerinden
Satilmis'a vererek Dogu Anadolu'ya döndü (1391). Onun buradan ayrilmasindan
sonra Celâyir emirlerinden Muhammed Siyahi, Tebriz'i geri almak için ugrastiysa
da basarili olamadi.
Kara Yusuf, 1392 yilinda Pir Hasan'in yerine geçen oglu Hüseyin Bey üzerine
yürüyerek onu yenilgiye ugrattiktan sonra bir kez daha Tebriz'e gitmek zorunda
kaldi. Bu sirada Tebriz, Mahmud-i Halhali adinda bir emirin eline geçmisti. Kara
Yusuf, ikinci kez Tebriz'e geldiginde burasini kolaylikla ele geçirerek ülkesine
döndü. Tam bu sirada Timur ordusunun Anadolu'ya yaklasmakta oldugu haberi
ulasti.
1393 yilinda Irak-i Arab'a ilk seferini yapan Timur, Bagdad'i ele geçirdikten
sonra Tekrit'e geldi. Bu sirada Musul ve Erbîl hakimleri hediyelerle onun
huzuruna gelerek bagliliklarini bildirdiler. Timur, buradan bölgedeki emirler
ile Karakoyunlu ve Akkoyunlu beylerine haber göndererek kendilerine itaat
etmelerini istedi. Timur Dicle'yi geçip Dogu Anadolu'ya geldigi zaman Erzincan
emiri Muttahharten daha önce de yaptigi gibi muhtesem bir alay ve zengin
hediyeler ile onun yanina giderek bagliligini ve hizmetinde oldugunu arzetti.
Ordusuyla Mardin civarinda Ra'sü'l-Ayn'a gelen Timur, buradan bir kisim
kuvvetini Karakoyunlu arazisine göndererek yagma ettirdi. 1393 yilinin sonuna
kadar Mardin ve Diyarbekir bölglerinde faaliyetlerde bulunan Timur, 1394 yilinda
Kara Yusuf'un bulundugu Mus ovasina geldi. Kara Yusuf, Timur'un kalabalik ordusu
karsisina çikamayarak sarp daglara çekildi. Bunun üzerine Timur, Karakoyunlu
beyinin kardesi Misir Hoca'nin idaresinde olan Avnik kalesini muhasara etti.
Burasi 43 günlük bir muhasaradan sonra Timur'un eline geçti. Timur, sehrin emiri
Misir Hoca'yi Mardin meliki Isa ile birlikte önce Sultaniye'ye ve oradan da
Smerkand'a gönderdi. Avnik'i emirlerinden Atlamis'a verdikten sonra kendisi
Altin-Ordu Hani Toktamis'i itaat altina almak üzere Anadolu'dan ayrildi.
Kara Yusuf, Timur'un Dogu Anadolu'dan ayrilmasindan sonra Ercis'i geri aldi.
Daha sonra Avnik emiri Atlamis ile yaptigi mücadelede onu esir olarak Avnik'e
tekrar hakim oldu (1395). Bu olaylar sirasinda Timur, Hindistan üzerine basarili
bir sefer yapmis ve Semerkand'a dönmüstü. Onun 1399 yilinda yeniden
Yakin-dogu'da görülmesi bütün düsmanlarini telas ve endiseye düsürdü. Bunun
üzerine Kara Yusuf, Van gölü çevresindeki ata-yurdunu birakarak Musul
taraflarina çekildi. Timur Karabag'a geldigi sirada torunu Emir-zâde Rüstem
emrindeki bir kisim kuvvetini Bagdat'in zabti için gönderdi. Bagdat hükümdari
Sultan Ahmed Celayir, emirlerinin kendisine ihanetinden süphelenerek maiyetinde
az bir kimse oldugu halde Musul'da bulunan Kara Yusuf'un yanina geldi. Bir
müddet burada kalan Sultan Ahmed, Emirzâde Rüstem'in Bagdat'tan ayrildigini
haber alinca Kara Yusuf'a çesitli vaadlerde bulunarak birlikte Bagdat'a gitmeyi
teklif etti. Nitekim Sultan Ahmed, yaninda Kara Yusuf oldugu halde Bagdat'a
gelerek buraya kolayca hakim oldu. Ancak bu sirada Bingöl yaylasinda bulunan
Timur, Sivas üzerine yürümek üzere hazirlik yapiyordu. Böylece Timur, gerek
Anadolu'yu zabtetmek ve gerekse Suriye sinirina inmek üzere onlari arkadan
çevirmis olacakti. Timur'un bu niyetinden haberdar olan Sultan Ahmed ve Kara
Yusuf, Timurlular tarafindan çember içine alinmaktan korkarak Memlûk sultani
Ebu'l-Ferec'in yanina gitmeye karar verdiler. Yanlarina emirlerini ve
kuvvetlerini alarak derhal yola çiktilar. Ancak Halep nâibi Demirtas bunlarin
yolunu keserek Suriye'ye girmelerine müsaade etmedi. Bunun üzerine Halep önünde
iki taraf arasinda siddetli bir savas oldu. Neticede Demirtas agir bir yenilgiye
ugradi. Bu savas sirasinda Halep atabegi Canbeg el-Yahyavî öldü, Hama nâibi
Dokmak ile Bire nâibi Nâsireddin ise esir alindi (19 Haziran 1400).
Bu olaydan sonra Kara Yusuf ile Celâyir hükümdari Sultan Ahmed, Misir'a
gitmekten çekinerek Osmanli hükümdari Yildirim Bâyezid'e siginmaya karar
verdiler. Ancak bu iki müttefik yolda birbirlerinden ayrildilar. Kara Yusuf
ülkesine döndü, Sultan Ahmed ise yoluna devam etti. Fakat, onlarin bu
hareketlerini devamli surette takip etmekte olan Timur, Sultan Ahmed üzerine bir
kuvvet göndererek onu agir bir yenilgiye ugratti. Kuvvetlerini ve agirliklarini
kaybeden Sultan Ahmed güçlükle kurtularak Yildirim Bâyezid'in yanina gitti. Çok
geçmeden Kara Yusuf da mâiyeti ile beraber gelerek Osmanli hükümdarlarina iltica
etti ve Bâyezid de onu kabul ederek Aksaray ve çevresini ikamet etmesi için
kendisine verdi.
Kara Yusuf'un Bâyezid'in yaninda bulundugu bu sirada Timur, yaninda Mutahharten
ve Akkoyunlu Karayülük Osman Bey oldugu halde Osmanli ülkesine girerek Sivas'i
aldi. Timur buradan Karayülük Osman Bey ile Elbistan ve Malatya havalisine
giderken Mutahharten de Erzincan'a döndü. Bu durum üzerine Osmanli sultani I.
Bâyezid, yaninda Celâyir hükümdari Sultan Ahmed ve Karakoyunlu hükümdari Kara
Yusuf oldugu halde Mutahharten üzerine yürümek üzere hareket etti (1401).
Osmanli kuvvetleri Erzincan'a geldiklerinde Mutahharten karsi koyamayarak teslim
oldu. Kisa süre içerisinde Erzincan, Kemah ve daha baska sehirler Osmanlilarin
eline geçti. Bâyezid, Erzincan halkinin istegi üzerine ve kendisine bagli
kalmasi sarti ile Mutahharten'i affederek yine beyliginin basinda birakti.
Kara Yusuf'un Osmanli ülkesinde bulunmasi, Timur'un Yildirim Bâyezid'e karsi
açmak istedigi seferin baslica sebebi oldu. Nitekim Timur, Yildirim Bâyezid'den,
Kara Yusuf'un ya kendisine teslim edilmesini, ya öldürülmesini, ya da Osmanli
ülkesinden çikarilmasini istedi. Bu isteklerin hepsi Osmanli padisahi tarafindan
reddedildi. Böylece Timur ile Bâyezid'in karsilasmasi kaçinilmaz oldu. Timur
1402 yilinda ordusuyla birlikte Sivas'tan Kayseri'ye dogru hareket ettigi sirada
Kara Yusuf Osmanli ülkesinden ayrilarak Irak-i Arab taraflarina gitti ve burada
kuvvetler toplayarak Sultan Ahmed'in idaresindeki Bagdad'a hakim oldu.
Ankara Meydan Muharebesi'nde (28 Temmuz 1402) Osmanli hükümdari Yildirim
Bâyezid'i maglûp eden Timur, Karakoyunlu hükümdari Kara Yusuf'a da kesin bir
darbe indirmek amaci ile torunlari Ebu Bekir ve Rüstem komutasindaki kuvvetli
bir orduyu Kara Yusuf üzerine gönderdi. Timur'un ordusu, Nehrü'l-Ganem kiyisinda
kendilerini beklemekte olan Karakoyunlular'a saldirdi. Kara Yusuf, büyük bir
basari göstermesine ragmen, kalabalik Timur ordusu karsisinda yenilgiye
ugrayarak güçlükle Dimask nâibi Seyhü'l-Mahmudi'nin yanina sigindi. Bu savasta
kardesi Yasar Ali öldürüldügü gibi, esi de esir alindi (Temmuz -Agustos 1403).
Dimask naibi, Kara Yusuf ile daha sonra yine buraya gelen Sultan Ahmed'e karsi
iyi davrandi. Ancak, çok geçmeden Timur'un Memlûk sultanina yaptigi baski ve
tehdit sonucunda bu mülteciler Sam'da hapsedildiler. Bunlar bir yil kadar
hapiste kaldiktan sonra, Memlûk sultanina karsi isyan eden Seyh tarafindan
serbest birakildilar (18 Subat 1404). Agustos 1405 tarihine kadar Sam civarinda
kalan Kara Yusuf, bu sirada Mardin ile Hisn-Keyfa arasinda bir yerde Akkoyunlu
beyi Karayülük Osman Bey'le çarpismis, neticesiz kalan savasin sonucunda baris
yapilmistir. Buradan Van gölü havzasindaki ecdadinin yurduna gelen Kara Yusuf,
Van ve Hakkâri hakimini itaat altina aldiktan sonra, dört bir yana dagilmis olan
Türkmen emirlerini tekrar bir araya toplayarak eski egemenligini yeniden kurdu.
Karakoyunlular'in tekrar eski güçlerine kavusmasi üzerine Azerbaycan ve Irak-i
Arab hakimi Miran-Sah oglu Ebu Bekir Tebriz'den hareketle Nahcivan bölgesine
geldi ve Aras kenarinda kendisini bekleyen Kara Yusuf ile karsilasti. Ancak
yapilan savasta bozguna ugrayarak Tebriz'e ve oradan da Sultaniye'ye kaçti (15
Ekim 1406).
Kara Yusuf'un Ebu Bekir'e karsi kazandigi bu zafer, onun hükümdarliginin ikinci
dönemindeki en önemli basarilarindan birisi oldu ve böylece eski söhretine
kavustu. Savastan sonra Nahcivan'a gelen Kara Yusuf, burada Tebriz'den gelen ve
kendisini oraya davet eden bir elçi heyetini kabul etti. Bunun üzerine kisi
Marend'de geçirdikten sonra, ertesi yil Ilkbaharinda Tebriz'e girdi (1407).
Buradan Ebu Bekir'in bulundugu Sultaniye üzerine yürüdü ise de, Ebu Bekir Rey
taraflarindaki Demavend Dagi'na çekildigi için ona bir sey yapamadi. 1408 yili
Ilkbaharinda yeni kuvvetlerle ordusunu takviye eden Çagatay sehzadesi Ebu Bekir,
tekrar Kara Yusuf üzerine yürüdü. Senb-i Gazan civarindaki Sardrud mevkiinde
yapilan savasi yine Kara Yusuf kazandi (13 Nisan 1408).
Kara Yusuf Timurlulara karsi üst üste kazandigi bu zaferlerle Azerbaycan'a kesin
olarak hakim oldugu gibi, Emirü'l-umerasi olan Bistam Beg Çekirlü de Sultaniye,
Kazvin ve diger bazi sehirleri ele geçirdi. Kara Yusuf Bistam Bey'i Irak-i Acem
valiligine tayin ettikten sonra kendisi Alincak kalesini ele geçirdi (1409).
Bu sirada Akkoyunlu beyi Karayülük Osman Mardin'i muhasara altina almisti.
Mardin hükümdari Melik Salih Artukî, Kara Yusuf'a haber göndererek acele
gelmesini, aksi halde sehrin Akkoyunlular'a geçecegini bildirdi. Bunun üzerine
Kara Yusuf, yanina Bitlis hakimi Semseddin'i ve baska emirleri alarak Diyârbekir
tarafina hareket etti. Burada kalabalik bir kuvvetle karsisina çikan Karayülük'ü
agir bir yenilgiye ugratarak Mardin'e girdi. Mardin hakimi Melik Salih'i
kizlarindan biri ile evlendiren Kara Yusuf ona Musul'un idaresini verdi.
Mardin'e ise beylerinden Ali'yi tayin etti. Böylece Kara Yusuf üç asirdan fazla
hüküm sürmüs olan Artuklular Devleti'ni ortadan kaldirdi (1409).
Kara Yusuf bu olaydan sonra Erzincan'i Mutahharten'in oglu Seyh Hasan'in elinden
alarak burasinin yönetimini güvendigi adamlarindan Pir Ömer'e verdi. Bu sirada
eski dostu ve hapishane arkadasi Sultan Ahmed'in Tebriz'e girdigini ögrendi.
Bunun üzerine derhal Azerbaycan'a gelen Kara Yusuf, Tebriz yakinindaki Esed
köyünde onu yenerek esir aldi (30 Agustos 1410). Bu zaferden sonra Kara Yusuf,
Irak-i Arab emirlerini oglu Sah Mehmed ile birlikte Bagdat'in fethine gönderdi.
Erbil'de konaklayan Sah Mehmed, burada Bagdat'in fethi hazirliklarina basladigi
sirada Kara Yusuf bütün emirlerini Tebriz'e davet ederek onlarin önünde
ogullarindan Pir Budak'i halef olarak tayin etti. Bu yil içerisinde Sah Mehmed
Bagdat ve Irak'i ele geçirdi.
Karakoyunlu beyi Kara Yusuf 1412 yili basinda Akkoyunlu Begi Karayülük Osman ile
ikinci kiz karsilasti. Erganiye ugrayan Kara Yusuf bu yilin sonlarinda Sirvan ve
Seki hekimleri ile Gürcü kralini agir bir hezimete ugratti.
Bu sirada Fars ve Irak-i Acem'in bir kismini idaresi altina alarak Isfehan'i
kendisine merkez yapan Mirza Iskender, Karakoyunlularin elindeki Azerbaycan'i da
almak istiyordu. Nitekim o, bu amaçla Luristan yolu ile Nihavend'e geldi. Bunun
üzerine Kara Yusuf derhal harekete geçerek Iskender'in bulundugu yöne dogru
yürüyüse basladi. Ancak ordusunda basgösteren bir hastalik sebebiyle geri dönmek
zorunda kaldi. Iskender de harekâtina fazla devam etmeyerek Isfehan'a çekildi.
Öte taraftan Karakoyunlularin Irak'da daha fazla ilerlemelerini önlemek ve
Azerbaycan'i Kara Yusuf'un elinden almak isteyen Timurlu hükümdari Sahruh Halil
Sultan emrinde onbin kisilik bir orduyu bu tarafa gönderdi. Ancak Fars hakimi
Mirza Iskender'in karsi çikmasi üzerine bu ordu hiç bir is yapamadi. Bu sirada
Harezm'i fetheden Sahruh, fethi müteakip yüzbin kisilik bir kuvvetle Herat'tan
ayrilarak önce Iskender Mirza üzerine yürüdü. Sahruh, Iskender'i esir alarak
Isfehan'i ele geçirdikten sonra burasini Iskender'in kardesi Rüstem Bey'e,
Luristan'i da Baykara'ya verdi (1414). Onun bu hareketlerinden çekinen Kara
Yusuf 1415 yilinda Timurlu hükümdarina bir elçi göndererek Sultaniye'nin
kendisine verilmesi sarti ile onu metbu taniyacagini bildirdi. Ancak Sahruh,
ogullarindan birini rehin olarak gönderdigi takdirde Sultaniye'nin kendisine
verilebilecegini söyledi. Kara Yusuf, Sahruh'un bu cevabina çok kizarak
Sultaniye'yi ele geçirdi.
Akkoyunlu hükümdari Karayülük Osman ise bu sirada Erzincan'i kusatti ise de Kara
Yusuf'un üzerine kuvvetler gönderdigini duyunca geri çekildi (1416). Karayülük
Osman bir süre sonra Mardin'e yeni bir taarruzda bulundu. Onun bu hareketini
haber alan Kara Yusuf Tebriz'den âmid'e gelerek buradan Suriye'ye dogru kaçmaya
baslayan Akkoyunlu beyini takibe basladi. Kara Yusuf onu Memlûk topraklarindaki
Merc-i Dabik'ta yenerek Haleb naibine siginmak zorunda birakti (1418).
Kara Yusuf'un bu basarilari karsisinda Çagatay hükümdari Sahruh, Kazvin ve
Sultaniye sehirlerinin teslimi ve kendisini metbu tanimasi meyanindaki
teklifinin reddedilmesi üzerine Kara Yusuf'a karsi savas hazirliklarina basladi.
25 Agustos 1420 tarihinde kalabalik bir ordu ile Herat'tan ayrildi. Kara Yusuf
da, Sahruh'un üzerine geldigini haber alir almaz, bu esnada açok agir hasta
olmasina ragmen kendisini bir mahve içinde tasittirarak ellibin kisilik
ordusunun basinda Tebriz'den ayrildi. Ancak Tebriz'in güney-dogusundaki Ucan'a
iki fersah mesafede bulunan Sa'id-abâd mevkiine gelindiginde hastaligi fenalasan
Kara Yusuf burada vefat etti (13 Kasim 1420). Onun ölümü ile Karakoyunlu
ordusunda bir karisiklik basladi. Kara Yusuf'un naasi vefatindan bir gün sonra
Tebriz'e ve oradan da Ercis'e getirilerek ecdadinin yaninda topraga verildi.
Mezarinin yeri belli degildir.
Karakoyunlu Devleti'nin asil kurucusu sayilan Kara Yusuf, bu hanedanin en büyük
hükümdariydi. Ayni zamanda Türk tarihinin de önemli bir simasi olan Kara Yusuf,
uzun boylu ve iri yapili bir kimse olup, son derece yürekli, kudretli, çaliskan
ve irade sahibi bir kimseydi. Ayrica o, tedbirli, dirayetli, mert ve cömert bir
kisilige sahipti.
Kara Yusuf'un ölümünde alti oglundan besi hayatta idi. Daha önce veliaht tayin
etmis oldugu oglu Pir-Budak 1418 yilinda ölmüstü. Diger ogullari ise sira ile
Sah Mehmed, Iskender, Ispend (Isfehan), Cihansah ve Ebu Sa'id idiler.
4- Iskender (1420-1438)
Kara Yusuf'un ölümünden sonra her biri ayri bir yerde bulunan ogullari
Karakoyunlu hükümdari olabilmek için mücadelelere basladilar. Ilk olarak, Kara
Yusuf'un ogullarindan Ispend (Isfehan), Sa'dlu kabilesi tarafindan hükümdar ilan
edildi. Kara Yusuf'un ölümü ile baslayan bu karisiklik döneminde Sahruh
Azerbaycan'a hakim olmustu. Öte yandan Erzincan'da bulunan Ebu Sa'id de halk
tarafindan buradan çikarilarak yerine Mutahharten'in torunu Yar Ali geçirildi.
Kardeslerden Cihan-Sah ise Bagdat'ta bulunan kardesi Sah Mehmed'in yanina gitti.
Sehzadelerden Iskender ise bu sirada Mardin'e hücum eden Akkoyunlu ordusuna
karsi çikarak onlari maglup etti (1421).
Öte taraftan, Iskender Mirza'nin Akkoyunlu beyi Karayülük Osman'i yendigini
haber alan Sahruh, kalabalik bir ordu ile hareket ederek Aras'i geçtikten sonra
bazi kaleleri ele geçirdi. Nihayet Eleskird yakinlarindaki Yahsi mevkiinde
Iskender ve Ispend'in birlikleriyle karsilasti. Burada iki gün boyunca bütün
siddetiyle devam eden savasta Karakoyunlular, kalabalik olan Sahruh'un ordusu
karsisinda yenildiler (28-29 Temmuz 1421). Iskender ve Ispend savastan sonra
Musul ile Mardin arasindaki eski kislaklarina çekildiler. Sahruh bu basarisina
ragmen, Azerbaycan'i eski sahiplerine birakarak Horasan'a döndü. Bunun üzerine
Ispend Tebriz'e gelerek buraya hakim oldu. Ancak bu sirada Kerkük'te bulunan
Iskender Mirza süratle Tebriz'e hareket etti ve burasini kardesinin elinden
alarak, Azerbaycan'da egemenligini kurdu. Erzurum bölgesindeki Avnik kalesine
çekilen Ispend ise daha sonra agabeyi Sah Mehmed'in hâkim oldugu Bagdad'a gitmis
ve bir kaç yil sonra da sehri onun elinden almistir.
Böylece, Karakoyunlu Devleti'nin basina geçen Iskender Mirza, ilk is olarak
Sahruh'un itaati altina girmis olan Bitlis, Van ve Hakkâri emirlerinin tekrar
kendisine tabi olmasini sagladi. Daha sonra Sirvan'a bir sefer yapan Iskender,
dönüsünde Sultaniye üzerine yürüyerek Sahruh'un buradaki valisini esir almis ve
baskentine dönmüstür (1427-1428). Bu gelismeler üzerine Sahruh, bir kez daha
Azerbaycan üzerine sefer yapmak zorunda kaldi. Çagatay ordusu ile Karakoyunlular
bu sefer Selmas ovasinda karsilastilar. 17 Eylül 1429 tarihinde baslayan ve iki
gün devam eden savasta yine Karakoyunlular yenildiler. Savastan sonra Karabag'a
çekilen Sahruh, Azerbaycan'i Kara Yusuf'un en küçük oglu Ebu Sa'id'e vererek,
baharda ülkesine döndü.
Iskender, 1431 yili baslarinda Azerbaycan'a gelerek kardesi Ebu Sa'id ile
mücâdeleye basladi ve onu yenerek öldürttü. Böylece Iskender, tahtina tekrar
sahip oldu. Bu sirada Akkoyunlu Karayülük Osman, Iskender Mirza'ya tabi olan
Erzurum'u kusatti ve burasini Pir Ahmed'den olarak kendi ogullarindan Seyh
Hasan'a verdi.
Öte taraftan, Iskender'den ayrildiktan sona agabeyi Sah Mehmed'in yanina giden
Ispend, çok geçmeden ona karsi muhalefete geçerek Bagdat etrafindaki küçük
yerlesim yerlerini almaya baslamisti (1425). Ispend, 1431 yilinda ise Celâyir
hanedaninin son azasi olan Hille hakimi Sultan Hüseyin b. Alaüddevle'yi
öldürdükten sonra bir gece baskini ile Bagdat'i ele geçirdi (9 Nisan 1433).
Bagdad'a sahip olmak amaciyla Sah Mehmed faaliyete geçtiyse de basarili olamadi
ve kaçarken Hanik civarinda Emir Baba Haci Hemedanî tarafindan öldürüldü.
Karakoyunlular 1435 yilinda Sahruh'un üçüncü kez Azerbaycan seferi ile
karsilastilar. Subat 1435'te Rey'e gelen Çagatay hükümdari bir müddet burada
kaldi. Bu sirada, Iskender'in amcasi Misir Hoca'nin oglu Gazan Han ile bazi
Karakoyunlu emirleri Sahruh'un yanina gelerek itaatlerini bildirdiler. Ayrica
Van'da bulunan Cihan Sah ile Bagdat hakimi Ispend Mirza da Iskender'e muhalif
olduklari için Sahruh'u metbu tanimislardi. Bu durum karsisinda Sahruh'a karsi
koymanin imkânsiz oldugunu gören Iskender Mirza, Tebriz'den Erzurum'a çekildi.
Iskender'in geri çekilecegini daha önce düsünen Sahruh, Karayülük Osman'a onu
izlemesini emretmisti. Karakoyunlu hükümdari Erzurum'a geldigi zaman Akkoyunlu
kuvvetleri ile karsilasti. Yapilan savasta Iskender Mirza'nin kuvvetleri galip
geldi. Akkoyunlularin agir bir yenilgiye ugradigi bu savasta Karayülük Osman Bey
de yaralandi ve kisa bir süre sonra Erzurum'da öldü.
Iskender Bey, bu basarili savastan sonra Erzuruma hakim oldu, ancak kendisini
takib etmekte olan Sahruh'un oglu Mirza Muhammed'in kuvvetlerinden çekinerek
Osmanli ülkesine girdi. Tokat'a kadar gelen Iskender Bey, Osmanli padisahi II.
Murad'in, kendisi üzerine ordu göndermesi sebebiyle Osmanli ülkesini terkederek
Harput, Erzincan, Tercan üzerinden Tebriz'e döndü.
Iskender Mirza Tebriz'e geldikten kisa bir süre sonra kentin kuzeyindeki Sufiyan
mevkiinde Cihan-sah ile karsilasti. Burada kardesiyle yaptigi savasta,
emirlerinden bazilarinin ihaneti sebebiyle yenilerek alincak kalesine sigindi.
Cihan-sah bu kaleyi kusatma altina aldi. Kusatma devam ederken Iskender Mirza,
yaninda bulunan oglu Sah-Kubad tarafindan öldürüldü (21 Nisan 1438). 17 yil
kadar Karakoyunlu Devleti'ni idare etmis olan Iskender Mirza, son derece cesur
bir kimseydi. Kuvvetli ordulara sahip ve büyük bir imparatorlugun basinda
bulunan Sahruh'a karsi gösterdigi basarili mücadeleler onun çok güçlü bir
hükümdar oldugunu göstermektedir. Ancak, dista Çagatay, Akkoyunlu ve Memlûk
baskilari ve içte de kardesleri ile yaptigi mücadeleler yüzünden babasindan
devraldigi güçlü devleti gelistirememis ve onun sarsilma ve zayiflamasina sebep
olmustur.
5- Cihan Sah (1439-1467)
Babasi Iskender Mirza'yi öldüren Sah Kubad, Alincak kalesinde bulunan emirler
tarafindan Iskender'in halefi olarak ilân edildi. Ancak Alincak kalesini
muhasara etmis olan Cihan Sah, baba katili Sah Kubad'i kaleden çikartarak idam
ettirdi. Böylece Cihan Sah Irak disinda kalan bütün Karakoyunlu ülkelerinin tek
hâkimi oldu.
Cihan Sah hükümdarliginin ikinci senesinde Gürcistan üzerine büyük bir sefer
yapti. Tiflis'i ele geçirdikten sonra Tebriz'e döndü (1440). 1444 yilinda
Gürcistan'a ikinci bir sefer düzenleyen Cihan Sah, bu sirada, Bagdad emiri olan
kardesi Ispend'in ölümü üzerine burada çikan olaylar sebebiyle o tarafa yöneldi.
Bagdad ve çevresine 12 yil kadar hakim olan Ispend'in ölümünden sonra yerine
yegeni Elvend geçmisti. Ancak emirlerin çogunlugu onun küçük yastaki oglu Fuad'i
tercih ettiler. Bu sirada Elvend'in yanindaki beylerden bazilari Cihan Sah'in
yanina gelerek onu Bagdat'in zapti için tesvik etiler. Bunun üzerine Cihan Sah
Bagdad'a bir sefer yapmaya karar verdi. Nihayet 7 aylik bir kusatmadan sonra
Bagdat ele geçirildi (9 Haziran 1446). Cihan Sah Bagdat'ta bir müddet kaldiktan
sonra sehrin idaresini oglu Mehmed Mirza'ya birakarak Tebriz'e döndü.
Cihan Sah, metbuu oldugu Sahruh'un 1447 yilinda ölümü üzerine bölgede tek kaldi
ve bu tarihten sonra "Sultan", "Hakan" ünvanlarini kullanmaya basladi. Bu arada,
Sahruh'un ölümü ile baslayan sehzâdeler arasi mücadeleden istifade eden Cihan
Sah, emirlerinden Ali Sükür Bey ile Isfendiyar Bey'i göndererek Sultaniye ve
Kazvin sehirlerini zaptettirdi. Daha sonra kendisi de büyük bir ordu ile Irak-i
Acem üzerine yürüyerek Isfehan'i ele geçirdi (1447).
Cihan Sah bu tarihten sonra, eskiden beri Karakoyunlularin amansiz düsmani olan
Akkoyunlular ile mücadeleye giristi. 1452 yilina kadar devam eden bu mücadeleler
iki tarafin da agir kayiplar vermesine sebep oldu. Sonunda Cihan Sah ile
Akkoyunlu hükümdari Cihangir arasinda, Cihangir'in Karakoyunlulari metbu
tanimasi sarti ile antlasma yapildi (1452). Böylece iki kardes Türkmen devleti
arasinda yüzyildan fazla devam etmekte olan mücadeleler kisa bir süre de olsa
son bulmus oldu.
Böylece bati sinirlarinda barisi saglayan Cihan Sah, tekrar doguya dönerek Fars
ve Kirman'i ele geçirdi. Ancak Cihan Sah doguda ugrasirken batida, Akkoyunlu
Devleti'nde güçlü bir hükümdar ortaya çikti. Uzun Hasan, agabeyi Cihangir'i
tahttan uzaklastirarak bütün Akkoyunlu sehzâde ve emirlerini kendisine tabi
kilarak her geçen gün biraz daha güçleniyordu. Cihan Sah, kendisine karsi
büyüyen bu Uzun Hasan tehlikesini bertaraf etmek için, eski Akkoyunlu hükümdari
Cihangir'in yardim isteginden de yararlanarak Rüstem Tarhan komutasinda
kalabalik bir orduyu Uzun Hasan üzerine gönderdi. Iki taraf arasinda Mardin
yakinlarinda meydana gelen savasta Karakoyunlu ordusu agir bir yenilgiye ugradi.
Akkoyunlular, basta Rüstem Tarhan olmak üzere pek çok kimseyi esir aldilar
(1457). Cihangir ile Piri Bey canlarini güçlükle kurtardilar.
Bu sirada Horasan'da Sultan Babur ölmüs ve saltanat mücadeleleri tekrar
baslamisti. Bu mücadeleyi firsat bilen Cihan Sah Horasan'i elde etmek düsüncesi
ile Akkoyunlular isini ihmal etti. Rey'de hazirliklarini tamamlayan Cihan Sah
1458 yili baharinda Cürcan, Harezm, Mangislak, Meshed, Nisabur ve Bati Horasan'i
ele geçirdi. Bundan sonra Timurlularin baskenti Herat üzerine yürüyen Cihan Sah
buraya da kolayca hakim oldu. Karsisinda yalnizca Maverrünnehr hükümdari Ebu
Sa'id kaldi. Ancak bu sirada oglu Hasan Ali'nin isyan ederek Tebriz'i ele
geçirdigini duyunca Ebu Sa'id ile anlasarak, Horasan'i Timurlulara terk etmek ve
geri dönmek zorunda kaldi.
Cihan Sah, oglu Hasan Ali'nin isyanini bastirdiktan sonra bu kez diger oglu Pir
Budak'in isyani ile karsilasti. Fars ve Irak-i Arab'i yönetimi altina alan Pir
Budak babasina karsi isyan edince, Cihan Sah, uzun mücadelelerden sonra onu
yakalayarak idam ettirdi (1466). Cihan Sah Irak-i Arab ülkesini, Irak-i Acem ve
Fars ülkelerine ilaveten oglu Muhammed Mirza'ya verdi. Pir Budak ile ittifak
halinde bulunmus olan Hasan Ali'yi ise Maku kalesine hapsettirdi.
Karakoyunlu hükümdari Cihan Sah, Akkoyunlulara büyük bir darbe vurmak üzere 16
Mayis 1466 tarihinde kalabalik bir ordu ile Tebriz'den hareket ederek Van gölü
havzasina geldi. Burada Uzun Hasan Bey'in de 12.000 atli ile Karakoyunlu
topraklarina akina çiktigini ögrendi ve buna çok hiddetlendi. Öte taraftan Uzun
Hasan, Cihan Sah'in bir sefer yapmak niyetinde oldugunu daha önceden anlayarak
daglardaki geçit ve yollari kesmisti. Bunun üzerine iki taraf arasinda
karsilikli elçiler gidip gelmeye basladi. Ancak Cihan Sah'in agir sartlar
ileriye sürmesi nedeniyle bir sonuca varilamadi. Mus ovasinda karargâh kurmus
olan Cihan Sah, mevsimin ilerlemesine ragmen bir türlü kesin hücuma karar
veremiyordu. Onun gayesinin, Hasan Bey'e metbulugunu kabul ettirmek oldugu
anlasiliyor. Cihan Sah, sonunda ordusunun istegi üzerine kislaga çekilmeye karar
verdi. Birlikleri Adilcevaz, Ercis, Van ve Aras kislagina dagildilar. Kendisi de
Pasinler'e gitmek üzere hareket etti. Ancak yolda konakladigi bir sirada, Uzun
Hasan birlikleri ani bir baskin yaparak Cihan Sah ve maiyetinin kaçmasina sebep
oldular. Bu sirada Cihan Sah öldürüldü (11 Kasim 1467).
Cihan Sah zamaninda Karakoyunlu Devleti en genis sinirlarina ulasmisti.
Azerbaycan, Arran, Irak-i Arab, Irak-i Acem, Fars, Kirman ve Dogu Anadolu
egemenlik altina alinmis ve çevredeki devletler de tabi hale getirilmisti.
Zamaninin en büyük hükümdarlarindan biri olan Cihan Sah, sert ve cesur bir
kimseydi. Onun ölümünden sonra, Karakoyunlu Devleti'nin yükselme dönemi sona
ermis ve devlet yavas yavas yikilmaya baslamistir.
6- Hasan Ali (1467-1468)
Cihan Sah'in öldürülmesinden sona bir kisim Karakoyunlu emirleri Maku kalesine
giderek burada hapiste bulunan Hasan Ali'yi hükümdar ilân ettiler. Ancak onun
hükümdarligina karsi çikan Iskender Bey'in oglu Hüseyin Ali Tebriz'de
hükümdarligini ilân etti. Fakat Cihansah'in esi Can Begim, kardesi Kasim Bey
emrindeki bir orduyu Tebriz üzerine gönderdi. Süratle Tebriz'e gelen Kasim Bey,
Hüseyin Ali'yi yenerek öldürttü. Bu arada Hasan Ali de Tebriz'e yaklasmisti.
Kasim Bey, sehirle beraber Hüseyin Ali'nin hazinelerini de Hasan Ali'ye teslim
etti.
Hasan Ali, tahta geçer geçmez Akkoyunlu hükümdari Uzun Hasan'a karsi savas
hazirliklarina basladi. Oldukça kalabalik bir ordu toplayan Hasan Ali, devlet
idaresinde bazi yanlis davranislarda bulundu. Babasinin emirlerini hafife
alarak, kendisinin Çuli adini verdigi ayak takimi ile görüsmeye basladi. Diger
yandan, tahta geçmesinde önemli yardimi olan Cihan-sah'in karisi Can Begim'i ve
kardeslerini öldürtmesi gibi sert davranislarindan dolayi ordu üzerinde iyi bir
otorite saglayamadi.
Bu otorite eksikligi ile Akkoyunlu Uzun Hasan'in karsisina çikan Hasan Ali'nin
kuvvetleri yenilerek darmadagin oldu.
Hasan Ali Berda'a civarindaki Karamanli boyunun yanina kaçti ve bu sirada
Azerbaycan sinirina yaklasmis olan Horasan ve Maveraünnehr hükümdari Ebu Sa'id'e
sigindi. Ancak Ebu Sa'id'in de Uzun Hasan tarafindan maglup ve katledilmesinden
sonra Hasan Ali, Hemadan yönüne kaçmaya basladi. Akkoyunlu kuvvetlerinin eline
düsecegi bir sirada intihar ederek hayatina son verdi (Nisan 1469).
Böylece Cihan Sah'in ölümünden çok kisa bir süre sonra Hasan-Ali'nin de
ölmesiyle Karakoyunlu Devleti sona erdi. Son Karakoyunlu hükümdari olan Hasan
Ali haris bir kimseydi. Onun ölümünden sonra Cihansah'in Uzun Hasan tarafindan
gözlerine mil çekilmis olan oglu Ebu Yusuf, Fars'ta tutunmak istediyse de
Akkoyunlu sehzâdesi Ugurlu Mehmed'in eline düstü. Böylece Akkoyunlular, ezeli
düsmanlari Karakoyunlular'in hakimiyetlerine son vererek onlarin ülkelerine
sahip oldular.
II- TESKILâT VE KÜLTÜR
XIV. yüzyil ortalarinda küçük bir kabile iken kisa zamanda büyük bir
imparatorluk haline gelen Karakoyunlular'in devlet teskilâti Ilhanli ve Çagatay
devletlerinin örgütleri esas alinarak meydana getirilmistir. Karakoyunlu
Devleti'nde hükümdar seçiminde Akkoyunlular da oldugu gibi aile ve asiret
reisleri etkiliydi. Ulusun yönetimine, ulusu teskil eden aile fertleri arasinda
kim uygun görülürse o geçerdi. Hükümdarlik simgesi olarak çetr ve kirmizi renkte
sancaklari vardi. Paralarinda sultan ünvanini kullaniyorlardi.
Karakoyunlu Devleti'nin saray örgütü de Ilhanlilar ve Timurlular'in saray örgütü
örnek alinarak olusturulmustu. Dergâh veya devlet-hâne denilen sarayda Inak,
Feyc (Peyk), Rikâbdar, Bukavul, Mirahur, Ayakci vs. gibi ünvanlari tasiyan
yoksul memurlar vardi. Diger devletlerde oldugu gibi Kara-koyunlular'da da
devlet isleri Büyük Divan tarafindan yürütülürdü. Divanin reisine Sahib-Divan
denilirdi. Karakoyunlularda vilâyetler, ikta ve yönetim suretiyle hükümdar
ailesinden olanlara ve emirlere verilirdi. Sehzâdeler gençlik çagina geldikleri
zaman bir vilâyetin yönetimine atanir ve atabeyleri ile birlikte kendilerine
verilen bölgeyi idare ederlerdi. Sehzâdelerin kalabalik maiyetleri ve düzenli
saray örgütleri vardi.
Karakoyunlu devletinde hükümdarin maiyyetindeki asker, yaya ve atli kuvvetlerden
olusmaktaydi. Devletin temelini ordu teskil ediyordu. Ordu asiret kuvvetlerinden
meydana geliyordu. Ancak asiret kuvvetleri devlete tamamen bagli olmadiklarindan
bir yandan diger yana geçebiliyorlardi. Bu sebeple kuvvetli ve güçlü sanilan
devlet, asiret beylerinin ordudan ayrilmasi ile bir anda zayif duruma düsüyordu.
Akkoyunlularda oldugu gibi, Karakoyunlularda da çerik kuvveti çok fazla idi.
Eyalet valilerinin emrinde ve topraga bagli olan timarli sipahiler, devletin
kurulmasi ve yükselmesinde büyük yararliliklar göstermislerdir. Hükümdari
korumakla görevli birliklere "koruci" adi verilirdi. Birliklerin toplanmasi,
toplanti yerinin saptanmasi, emirlerin ilân ve duyurulmasi "tavaci" adi verilen
memurlarin göreviydi.
Karakoyunlular'da ordunun savas düzeni de diger Türk devletlerindeki gibi idi.
Ordunun merkez kismina "Ulug kol", sag kanadina "barangar" ve sol kanadina da
"Cuvangar" denilirdi. Ordu kosun, tib ve feve gibi kisimlara ayrilirdi. Harp
esnasinda öncü birliklere "tarakol" adi verilirdi.
Karakoyunlu hükümdarlari, hayatlarinin büyük bir kismini savas ve mücadelelerle
geçirmelerine ragmen bilim ve fikir hayatinin gelismesine ve ülkelerinin
bayindirligina da büyük önem vermislerdir. "Hakiki" mahlasiyla siirler yazdigi
bilinen Cihan Sah ünlü Abdurrahman Câmi ile mektuplasmis ve sair, yazar ve
bilginlerle sohbet etmistir. Ünlü bilgin ve sair Celâleddin Devranî, Akkoyunlu
ülkesine gitmeden önce Cihan Sah'in yaninda bulunmus ve Tebriz'deki medreselerde
ders vermistir. Risâle-i Hurûf adli eserini de sultan Cihan-sah adina kaleme
aldigi bilinmektedir. Yine Seyh Sucaeddin b. Kemâleddin Kirmanî de,
Hadikatü'l-Maarif adli eseri ile 1462 yilinda tamamladigi Gülsen-i râz serhini
Cihan Sah'a ithaf etmistir. Bundan baska Sair Mevlâna Tusî de Cihan Sah ve oglu
Sah Budak'in sarayinda bulunuyordu.
Karakoyunlular döneminde imar faaliyetleri de dikkat çekmektedir. Karakoyunlu
hükümdarlari basta Tebriz olmak üzere bir çok yerde cami, medrese, hastane ve
köprü yaptirmislardir. Bunlardan, Cihan Sah'in Tebriz'de yaptirmis oldugu Gök
mescid ve medresesi, onun esi Begim Hatun'un medrese ve imareti, Van'daki Ulu
Cami, isfahan'daki Cuma Camisi, Karakoyunlularin dini mimarîsinin en güzel
örnekleridir.
Kaynak: Osmanli tarihi

Yorumlar